Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Hukuk Fakültesi
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
FSMVÜ | Borçlar Hukuku Genel Hükümler II - Bütünleme Cevap Anahtarı
Duyuru Arşivi
Borçlar Hukuku Genel Hükümler II - Bütünleme Cevap Anahtarı

OLAY:

Bay (A), Bay (S)’den bir otobüs satın almış; bedelin bir kısmını ödemiş geri kalan kısmı ödememiştir. Bay (S), Bay (A)’nın bakiye borcu için otobüsün trafik kaydına haciz koydurmuş, ayrıca bu borç için Bay (K)’nın kefaletini kabul etmiştir. Bay (S) daha sonra Bay (A)’nın otobüsü satmak istemesine rıza göstermiştir. Bunun üzerine otobüs üçüncü şahıs Bay (Ü)’ye satılmıştır. Bu arada Bay (Ü), Bay (A) ile yaptığı anlaşma ile otobüsün Bay (S)’ye ödenmesi gereken bakiye borcunu üstlenmeyi kabul etmiştir. Bir müddet sonra Bay (S), alacağının tahsili için Bay (A)’ya başvurmuş, Bay (A) ise, Bay (S)’nin otobüsün satışına muvafakat etmesi sonucu TBK. m. 195 vd. düzenlenen borcun nakli durumunun gerçekleştiğini, bu nedenle borçtan sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek talebe karşı koymuştur.

SORULAR:

1. Bay (S)’nin başvurusu üzerine Bay (A)’nın savunmasının doğru olup olmadığını değerlendiriniz.

CEVAP:

Olayda, Bay Ü Bay A ile bir anlaşma yapmış ve borcun ödenmesi gereken bakiye kısmını üstlenmiştir. Bu borcun iç yüklenilmesidir.

Borcun naklinin asıl borçluyu borç ilişkisinden çıkarması için, borcun iç yüklenilmesi (borçtan kurtarma vaadi) yanında ayrıca borcun dış yüklenilmesinin de gerçekleşmesi gerekir.

Borcun dış yüklenilmesinde üçüncü şahsın icabının alacaklı tarafından kabulü açık veya zımni olabilir. Bu anlamda borcun üçüncü şahıs tarafından üstlenilerek asıl borçlu davacının borç ilişkisinden çıkmasına yönelik alacaklının açık veya zımni bir muvafakatı bulunmamaktadır. Fakat her halükarda alacaklının kabulü, bir başka ifade ile borcun dış yüklenilmesinin gerçekleşmesi gerekir.

Somut olayda; alacaklı Bay S’nin açık bir onayı bulunmamaktadır. Zımni onay olarak değerlendirilebilecek tek davranış ise, otobüsün satılmasına rıza göstermesidir. Sadece hacizli malın üçüncü kişiye satışına muvafakat, borcun nakli ve dolayısıyla davacının borç ilişkisinden çıkmasına da onay anlamına gelmez. Burada Bay S’nin iradesine bu şekilde bir sonuç bağlamak somut olayda mümkün değildir. Bay S, sadece satışa rıza göstermiştir. Yoksa aynı zamanda borçlunun da değişmesine rıza göstermemiştir. Bu yüzden Bay S’nin başvurusuna karşılık Bay A’nın savunması yerinde değildir.

2. Olayda bir borcun nakli olduğu varsayımında söz konusu borçtan Bay (K)’nın sorumlu olup olmayacağını belirtiniz.

CEVAP

B.K.’nun 195, 196 ve 198/2. maddelerine göre (..borcu temin için rehin tesis etmiş olan üçüncü şahsın ve kefilin mesuliyetleri, ancak borcun nakline razı oldukları halde devam eder).

Somut olayda kefilin borcun nakline rıza gösterip göstermediği belli değildir. Rızasının bulunmasına göre, kefalet borcu ya devam edecektir yahut sona ermiş olacaktır.

 

OLAY III:

Avukat Bayan (V), Bay (M) ile yapmış olduğu sözleşmede, Bay (Ü1) ile Bay (Ü2)’nin davasının takibini bunun karşılığında Bay (M) ise yapılacak işin ücretini ödemeyi üstlenmiştir. Bunun üzerine Bay (Ü1) ile Bay (Ü2), davanın takibinin sağlanması için Bayan (V)’ye vekâlet vermişlerdir. Bayan (V), davayı açıp olumlu bir şekilde sonuçlandırınca, işin ücreti için Bay (Ü1) ile Bay (Ü2)’ye başvurmuştur. Başvuruya karşı Bay (Ü1) ile Bay (Ü2), sözleşmenin tarafının kendileri olmadığını iddia ederek karşı koymuşlardır. Bayan (V) ise, Bay (M)’nin Bay (Ü1) ile Bay (Ü2)’nin temsilcisi sıfatıyla hareket ettiğini bu yüzden sözleşmenin onları da bağladığını üstelik onların kendisine (Bayan V’ye) vekâlet vermeleri ile borca katılmış olduklarını bu yüzden söz konusu borçtan kendilerinin de sorumlu olduğunu iddia etmiştir.

SORU:

1. Bayan (V) ile Bay (M) arasında yapılan sözleşmenin nasıl bir sözleşme olduğunu belirtip, Bayan (V)’nin Bay (Ü1) ile Bay (Ü2)’ye başvurusu üzerine gündeme gelen taraf iddia ve savunmalarını değerlendiriniz.

CEVAP:

Olayda sözleşme bayan V ile Bay M arasında akdedilmiştir. Bay M’nin Bay Ü1 ve Ü2 adına ve hesabına hareket ettiğine dair bir belirti bulunmamaktadır. Üstelik yapılan sözleşmede yapılacak işin ücretinin Bay M tarafından karşılanacağı belirtilmiştir. Bu da Bay M’nin temsilci sıfatıyla değil, taraf sıfatıyla hareket ettiğini ve söz konusu borcun borçlusunun kendisi olduğunu ortaya koya. Bu bakımdan olayda bir temsil kurumundan söz etmek mümkün değildir.

Olayda üçüncü şahıs yararına bir sözleşme bulunmaktadır. Zira üçüncü kişi yararına sözleşmede, vaat ettiren, üçüncü kişi lehine bir hüküm koydurmakta, vaad eden de üçüncü kişiye ifade bulunmayı taahhüt etmektedir. Burada da Bay M, Bayan V ile yaptığı sözleşmede Bay Ü1 ile Ü2’nin davalarında onların savunmasını yapmak üzere anlaşmıştır. Böylece taraflar üçüncü şahıslar lehine bir anlaşma akdetmiştir. Bu tarz bir sözleşmede üçüncü şahıslar duruma göre, edimin ifasını talep edebilmektedirler. Ancak onlar arada başka bir hukuki ilişki bulunmadığı müddetçe, sözleşme ile kararlaştırılan borcun borçlusu olamazlar. Üçüncü şahıslar aleyhine böyle bir borç tesis edilmesi mümkün değildir.

Olayda Bay Ü1 ve Ü2’nin Bayan V’ye vekalet vermeleri aralarında vekalet sözleşmesi yapıldığı anlamına gelir. Bunun dışında Bayan V ile Bay M arasında yapılan sözleşmede Bay M’nin borcuna katılma anlamının yüklenebilmesi ancak taraf iradelerinin bu yönde yorumlanmasını gerektirecek güçlü bir delilin bulunması halinde mümkündür. Olayda üçüncü kişiler davanın takibinin mümkün hale gelebilmesi yani Bayan V’nin Bay M’ye karşı yüklendiği borcunu ifa edebilmesi için vekâlet vermişlerdir. Üçüncü şahıslar aleyhine bir ücret borcu ancak söz konusu vekâletin ücretli olması (ki olayda bu anlaşılmıyor) veyahut Avukatlık Kanunu çerçevesinde gündeme gelebilir.   

Hal böyle olunca; olayda dayanılan sözleşme Bay M ile Bayan V arasında yapıldığından ve Bay M’nin üçüncü şahısların temsilcisi sıfatıyla hareket etmeyip şahsen borç altına girmiş bulunmasına ve sözleşmenin üçüncü kişiler yararına yapılmış olduğu sonucuna varılmasına göre, ücretin yalnız Bay M’den talep edilebileceğini kabul etmek gerekir.

 

OLAY IV:

B1, B2 ve B3, A’ya karşı müteselsil borçludurlar. Bunlardan B1’in borcu zamanaşımına uğramıştır.

SORU:

1. B1’in borcunun zamanaşımına uğramasının diğer borçlulara etkisi ne olacaktır? Açıklayınız.

CEVAP:

Borçlulardan herbiri borcun tamamından tek başına sorumlu bulunduğundan borçlulardan birisinin borcunun zamanaşımına uğramış olması alacak miktarına etkili değildir. Bu kuralın tabii sonucu olarak, zamanaşımı def'inden ancak kendi borcu zamanaşımına uğramış olan borçlu yararlanabilir. Bu yönüyle kendisine ilişkin zamanaşımı süresinin geçtiği savunması şahsi def’ilerdendir. Kendisi hakkındaki dava zamanaşımına uğramamış olan davalı, diğer borçlunun davasının zamanaşımına uğramış bulunduğunu ileri sürerek bundan yararlanamaz

OLAY V:

İnşaat müteahhidi (Y), demir taciri (D)’den, malların inşaata teslim edilmesi şartıyla tonu 5000 TL’den 100 ton demir satın almak ister. Bu şart (D) tarafından kabul edilince (Y) demirin bedelini peşin öder. Aradan 10 gün geçmesine rağmen demirin hala inşaata teslim edilmediğini gören (Y), başka bir demirciden hemen tonu 7000 TL’den 100 ton demir satın alarak inşaatında kullanır ve ertesi gün (D) aleyhine bir dava açarak borçlunun taahhüdünü yerine getirmediğinden bahisle sözleşmeyi sona erdirdiğini, bu yüzden uğramış olduğu zararın tazminine, peşin ödemiş olduğu bedelin faiziyle birlikte geri verilmesine karar verilmesi talebiyle dava açar.

SORU:

1. Borçlunun temerrüdünün şartlarını kısaca açıkladıktan sonra, olayda (D)’nin temerrüde düşmüş olup olmadığını tartışınız.

CEVAP:

Borçlu temerrüdünün gerçekleşebilmesi için, borcun muaccel olmasına rağmen ifa edilmemesi; alacaklının ihtarı, borcun ifasının mümkün olması, alacaklının ifayı kabule hazır olması şartlarının yerine gelmesi gerekmektedir.

Olayda sözleşme kurulduktan 10 gün sonra hala demir taciri D, teslim etmesi gereken malları teslim etmemiştir. Olayda borçlu temerrüdünün gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilebilmesi için, borcun muaccel olup olmadığının ortaya konulması önem arz eder.

Taraflar arasındaki sözleşmede herhangi bir vadenin kararlaştırılmamış olduğunu görmekteyiz. Tarafların bu şekilde bir vade kararlaştırmadıkları hallerde, TBK. m. 90 uyarınca “İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur”. Bu durumda olayda sözleşme kurulduğu anda borcun muaccel olduğundan söz edilebilir. Ancak işin mahiyeti gereği, demirlerin inşaata teslimi için gerekli zamanın göz önünde bulundurulması gerekecektir. Bu ise birkaç günü geçmemelidir. Olayda 10 gün geçmiştir.

Olayda borcun muaccel olduğunun kabulü şarttır. Ancak borçlu temerrüdü için borcun muaccel olması yeterli değildir. Borcun ifası yönünde alacaklının borçluya temerrüt ihtarında bulunması gerekir. Olayda ihtarın gerekli olmadığı hallerden birine rastlamamaktayız. Bu yüzden ihtar gereklidir. İhtar yapılmadığından borçlunun temerrüde düştüğünden söz etmek doğru olmaz. 

2. (D)’nin temerrüde düştüğü varsayımında olayda (Y)’nin taleplerinin haklı olup olmadığını açıklayınız.

CEVAP:

Olayda iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme bulunmaktadır. Bu tür sözleşmelerde borçlunun temerrüde düşmesi halinde, alacaklının bir takım seçilik hakları gündeme gelir. Bunlar:

1. Aynen ifayla birlikte gecikme tazminatı talebi

2. Aynen ifaden vazgeçip bunun yerine müspet zararın tazminini talep etmek

3. Sözleşmeden dönüp bunun yerine menfi zararın tazminini talep etmek

Olayda temerrüdün gerçekleştiğini varsaydığımızda alacaklı Y’nin D’ye karşı bu haklardan birini ileri sürmesi mümkün olacaktır. 

Olayda Bay Y, sözleşmeden döndüğünü belirtmiştir. Yukarıda belirttiğimiz gibi alacaklının sözleşmeden dönme hakkı vardır. Sözleşmeden dönünce borç ilişkisi geriye etkili olarak ortadan kalkar. Tarafların birbirlerine verdikleri edimleri iade etmeleri gündeme gelir. Bu çerçevede Y’nin peşin ödemiş olduğu bedeli geri istemesi doğaldır. Söz konusu olan bir para olduğundan buna faiz işletilmesi de doğaldır. Sözleşmeden dönme üzerine iade talepleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanacağından paranın iadesine temerrüt faizi iletilmesi normaldir. Ancak söz konusu faiz, iade talebinden itibaren işlemeye başlayacaktır.

Yine sözleşmeden dönme üzerine alacaklının sözleşmenin geçersiz kalması nedeniyle uğramış olduğu menfi zararlarının tazminini talep etmesi de doğaldır. Burada Y’nin talep edebileceği zarar, menfi zarardır. Menfi zarar, sözleşmenin geçerli olacağına olan güvenden dolayı uğranılan zarardır. Olayda, Y’nin mefi zararının hesaplanmasında yol gösterecek veriler bulunmamaktadır. Zira sözleşme ifa edilseydi, söz konusu demirler için 500.000 TL ödeyecekken, sözleşme ifa edilmediğinden aynı miktarda demirler için 700.000 TL ödemek zorunda kalmıştır.

Buradaki fark sözleşmenin kurulmaması hali ile sözleşmenin geçerli olması ihtimali arasındaki fark değildir. Burada sözleşmenin gereği gibi ifa edilmiş olması hali ile gereği gibi ifa edilmemiş olması hali arasındaki farktır. Bir başka ifade ile buradaki fark, müspet zararı ortaya koyar, menfi zararı değil. Menfi zararın hesaplanabilmesi için, sözleşme hiç kurulmasaydı sahip olacağı imkânın bilinmesi gerekir ki, olayda bu bilgi yoktur. Olayda Bay Y’nin talep ettiği fark müspet zararı ifade ettiğinden sözleşmeden dönme ile birlikte talep edilmesi doğru olmamıştır. 




Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi
. . .