Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Hukuk Fakültesi
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
FSMVÜ | HUK305 Medeni Yargılama Hukuku I Ara Sınavı Cevap Anahtarı
Duyuru Arşivi
HUK305 Medeni Yargılama Hukuku I Ara Sınavı Cevap Anahtarı

 

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2017-2018 Öğretim Yılı I. Yarıyıl
HUK305 Medeni Usul Hukuku Ara Sınavı Cevap Anahtarı
14/11/2017
Sınav Talimatı : Sınav süresi 1 saat 50 dakikadır. Sınav başlangıcında verilen 4 sayfalık cevap kağıdından başka 2 sayfalık bir cevap kağıdı daha verilecektir; bunların dışında başka cevap kağıdı alınamaz. Sorular numara sırasına göre cevaplandırılacaktır. Cevaplar mavi ya da siyah dolmakalem veya tükenmez kalemle yazılacaktır; kurşun kalem ve kırmızı kalem kesinlikle kullanılamaz. Sınav sırasında kanun kullanılamaz. Yazının okunaklı, ifade ve imlanın düzgün olmasına ve cevapların mutlaka gerekçe içermesine dikkat edilmesi önemle rica olunur.
 
I-OLAY
Bakırköy’de ikamet eden ve Şişli’de bir süpermarketin sahibi olan tacir (A), Kadıköy’de ikamet eden ve aynı yerde (Kadıköy) gıda toptancılığı yapan tacir (B)’den 20.000 TL tutarında gıda malzemesi satın almış ve bedelini peşin olarak ödemiştir. Aralarındaki anlaşmaya göre, (B), malları bir hafta içinde (A)’nın sahibi olduğu süpermarkette teslim edecektir. Aradan bir hafta geçmesine rağmen (B), malları teslim etmemiştir. (A), malların teslimini sağlamak amacıyla (B) aleyhine dava açmayı düşünmektedir.
1) (A)’nın açacağı davada görevli mahkeme hangisidir? Açıklayınız? (10 puan)
A’nın B’ye karşı açmak istediği dava, satım sözleşmesine, yani malvarlığı haklarına ilişkin bir davadır. Kanunlarda (HMK m. 1) aksine hüküm bulunmadıkça, şahıs varlığına ilişkin davalar ile malvarlığı haklarından doğan davalarda genel görevli mahkeme, dava konusunun miktar ve değerine bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesidir (HMK m. 2). Soruda sulh hukuk mahkemesinin görev alanına giren bir dava konusu söz konusu değildir (HMK m. 4). O halde bu davada genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
Ancak, somut olayda tarafların tacir olduğu göz önüne alındığında, asliye ticaret mahkemesinin görevli olup olmadığı da incelenmelidir. Hangi davaların ticari dava olduğu esas olarak TTK m. 4’te sayılmıştır. Buna göre, her iki tarafın da tacir olduğu ve iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları (nispi ticari dava) ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın mutlak ticari davalar, kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinde görülür (TTK m. 4, f.1), (TTK m. 5, f. 1). Asliye hukuk mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasındaki ilişki, görev ilişkisidir (TTK m. 5, f. 3).
Somut olayda her iki taraf da tacirdir. Aralarındaki işlem her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren bir işlemdir. Dolayısıyla somut olayda görevli mahkeme, asliye ticaret mahkemesidir.
2) a) Bu dava hangi yer mahkemesinde veya mahkemelerinde açılabilir? Açıklayınız (7,5 puan)
Bu soruda yetkili mahkemelerin belirtilmesi istenmiştir. Öncelikle genel yetkili mahkeme, davalı (B)’nin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi, yani İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesidir (HMK m. 6).
İkinci olarak, taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi vardır. Sözleşmeden kaynaklanan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de özel yetkili mahkeme olarak yetkilidir (HMK m. 10). Sözleşmede, (B)’nin, gıda malzemelerini, (A)’nın Bakırköy’deki işyerinde teslim edeceği kararlaştırılmıştır. Dolayısıyla sözleşmenin ifa edileceği yer Şişli’dir. Sonuç olarak İstanbul (Çağlayan) Asliye Ticaret Mahkemeleri de bu davada yetkilidir.
Somut olayda yetki, kesin yetki olmadığı için davacı davasını yukarıda sayılan yetkili mahkemelerden herhangi birinde açabilir. 
b) Taraflar, aralarındaki sözleşmeye “İşbu sözleşmeden doğacak bütün uyuşmazlıklar Bakırköy Mahkemeleri’nde görülecektir” kaydını koymuş olsalardı, bu kayıt geçerli olur muydu? Neden? Geçerli olsaydı, önceki soruya (2-a) vereceğiniz cevap değişir miydi? Açıklayınız. (10 puan)
Taraflar, sözleşmeye koydukları bu hükümle, bir yetki sözleşmesi yapmak istemişlerdir. Yetki sözleşmesi, tarafların, bir sözleşme akdederek belli bir mahkemeyi yetkili kılmaları işlemidir. Yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları şunlardır:
- Kesin yetkinin bulunmadığı hallerde yapılabilir (HMK m. 18, f. 1).
- Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri konularda yapılabilir (HMK m.18, f. 1).
- Ancak tacirler ve kamu tüzel kişileri arasında yapılabilir (HMK m. 17, f. 1).
- Uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişki belirli veya belirlenebilir olmalıdır (HMK m. 18, f. 2).
- Taraflar, sözleşmede yetkili mahkemeyi açıkça göstermelidir. Yani yetkili kılınan mahkeme belirli olmalıdır (HMK m. 18, f. 2).
- Yazılı şekilde yapılmalıdır  (HMK m. 18, f. 2).
Somut olayda bir kesin yetki hali mevcut değildir. Dava, tarafların, üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri malvarlığı haklarına ilişkindir. Sorunun lafzından söz konusu satım sözleşmesinin yazılı şekilde yapıldığı anlaşılmaktadır. Sözleşmede İstanbul Mahkemeleri’nin yetkili kılınmasıyla yetkili mahkemenin belirlenebilirlik şartı da sağlanmıştır. Ayrıca taraflar “İşbu sözleşmeden doğacak bütün uyuşmazlıklar Bakırköy Mahkemeleri’nde görülecektir” kaydıyla yetki sözleşmesini bu satım sözleşmesine özgülemişler ve uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkiyi belirli hale getirmişlerdir. Yetki sözleşmesi, ancak tacirler ve kamu tüzel kişileri arasında yapılabilir (HMK m. 17, f.1). Somut olayda sözleşmenin her iki tarafı da tacirdir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle tarafların aralarında akdettikleri yetki sözleşmesi geçerlidir. Dolayısıyla, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılabilir (HMK m. 17, f. 1)
Sonuç olarak bu varsayımda bir önceki soruya (2-a) verilen cevap değişecekti ve taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça tek yetkili mahkeme, tarafların sözleşmede belirlediği Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi olacaktı.
3) (A), davasını görevli ve yetkili mahkemede açmıştır. Dava dilekçesi, (B)’ye teslim edilmek üzere tebliğe çıkartılmış, fakat evde kimse bulunamamıştır. Bunun üzerine posta dağıtıcısı dava dilekçesini imza karşılığında (B)’nin kapı komşusuna teslim etmiştir. Bu işlem geçerli bir tebligat olarak kabul edilebilir mi? Geçerli bir tebligat olarak kabul edilebilirse, neden? Kabul edilemezse, neden? Açıklayınız. (10 puan)
Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır (Tebligat Kanunu m. 10, f. 1). Ancak kendisine tebligat yapılacak şahsın başvurusu veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılabilir (Tebligat Kanunu m. 10, f. 3).
Gerçek kişiler bakımından kural olan, tebligatın muhatabın bizzat kendisine yapılmasıdır. Ancak muhataba ulaşmak her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle Tebligat Kanunu’nda muhatap yerine tebligat yapılabilecek kişiler de düzenlenmiştir. Örneğin, kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır (Tebligat Kanunu m. 16). Kanun’da komşulara tebligat yapılacağına dair herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. 
Somut olayda evde kimsenin bulunmaması nedeniyle muhataba yahut muhatapla birlikte oturanlara ya da hizmetçiye tebligat yapılamamış, tebligat komşuya yapılmıştır. Dolayısıyla yapılan usulsüz bir tebligattır. Ancak usulsüz tebligat her durumda geçersiz tebligat anlamına gelmez. Tebligat usulsüz yapılmış olsa dahi (B), tebligatı öğrenirse, tebligat geçerli hale gelecek (Tebligat Kanunu m. 32, f. 1) ve cevap süresi, öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır. (B)’nin beyan ettiği öğrenme tarihi, tebliğ tarihi olarak kabul edilecektir (Tebligat Kanunu m. 32, f. 2).
4) a) (B), davaya bakan hakimin, (A)’nın nişanlısının babası olduğunu öğrenmiştir. (B), hakimin bu davaya bakmasına engel olabilir mi? Engel olamazsa, Neden? Engel olabilirse, bunu sağlamak için nereye, hangi sürede ve nasıl başvurmalıdır? Açıklayınız. (7,5 puan)
Hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde, taraflardan biri hâkimi reddedebileceği gibi hâkim de bizzat çekilebilir (HMK m. 36, f. 1). HMK m. 36’da hakimin reddi sebepleri örnekleme yoluyla sayılmıştır.
Somut olayda davaya bakan hakimin, davacı (A)’nın nişanlısının babası olduğu belirtilmiştir. HMK m. 34, f. 1-e’de hakimin nişanlısının davasına bakmasının yasaklılık nedeni olduğu söylense de, nişanlılık kayın hısımlığına meydan vermez ve bu halin yasaklılık nedeni olacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Dolayısıyla somut olayda hakimin yasaklılığı sebebi bulunmamaktadır.
Fakat hakimin davacının nişanlısının babası olması, hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebep olarak düşünülebilir. Dolayısıyla somut olayda davalı (B), hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin varlığı şeklindeki genel ret sebebine (HMK m.36, f.1) dayanarak hakimin reddi yoluna gidebilecektir. 
Davalı (B), hakimin davacı (A)’nın nişanlısının babası olduğunu davayı açtığı sırada biliyorsa en geç ilk duruşmada, bu durumu davayı açtıktan sonra öğrenmiş ise en geç öğrenmeden sonraki ilk duruşmada, yeni bir işlem yapmadan önce talep etmelidir (HMK m. 38, f. 1). Hakimin reddi talebi, dilekçe ile yapılır. Davalı (B), hakimin reddi dilekçesini reddi istenen hâkimin mensup olduğu mahkemeye vermelidir (HMK m. 38, f. 3). (B), bu dilekçede, ret talebinin dayandığı sebepler ile delil veya emareleri açıkça göstermeli ve varsa belgeleri dilekçeye eklemelidir (HMK m. 38, f. 2). 
    b) Hakim, (B)’nin bu talebini geri çevirebilir mi? Geri çeviremezse, neden? Geri çevirebilirse, bunun gerekçeleri neler olabilir? Açıklayınız. (10 puan)
Hâkimi reddeden taraf, dilekçesini karşı tarafa tebliğ ettirir. Karşı taraf bir hafta içinde cevap verebilir. Bu süre geçtikten sonra yazı işleri müdürü tarafından ret dilekçesi, varsa karşı tarafın cevabı ve ekleri, dosya ile birlikte reddi istenen hâkime verilir. Hâkim bir hafta içinde dosyayı inceler ve ret sebeplerinin kanuna uygun olup olmadığı hakkındaki düşüncesini yazı ile bildirerek, dosyayı hemen merciine gönderilmek üzere yazı işleri müdürüne verir (HMK m. 38, f. 5). 
Fakat hakim, dosyayı merciye gönderilmek üzere yazı işlerine vermeden red talebini, aşağıdaki üç halde geri çevrilebilir. Bunlar;
- Hakimin reddi talebinin süresinde yapılmaması (HMK m. 41, f. 1-a);
-Hakimin reddi sebebi ve bu sebebe ilişkin inandırıcı delil veya emare gösterilmemesi (HMK m. 41, f. 1-b); 
- Ret talebinin davayı uzatmak amacıyla yapıldığının açıkça anlaşılması (HMK m. 41, f. 1-c).
Bu hâllerde ret talebi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla; tek hâkimli mahkemelerde ise reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir (HMK m. 41, f. 2). 
5) Önceki sorudan bağımsız olarak, dava sonuçlanmış ve (A) lehine verilen hüküm kesinleşmiştir. (B), ilk derece mahkemesi hakiminin hukuka aykırı bir karar verdiğini, bunun sebebinin (A)’nın hakimin oğlunu işe alma vaadi olduğunu düşünmektedir. (B)’nin gidebileceği bir yol var mıdır? Varsa, A, bu yola kime karşı, hangi merci nezdinde başvurabilir? Açıklayınız. ( 10 puan)
Hukukumuzda hakimlerin yargılama faaliyeti sırasında, bu yargılama faaliyetine ilişkin olarak verdikleri zararlardan ötürü sınırlı sebeplerle ve kasta yaklaşan bir kusur sorumluluğu öngörülmüştür. Hakimin hukuki sorumluluğuna yol açan sebepler, HMK m. 46, f. 1’de tahdidi olarak sayılmıştır. Bunlar;
a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.
c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.
ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.
d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.
e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.
Bu yola, ancak Devlet aleyhine bir tazminat davası açılarak gidilebilir (HMK m. 46, f. 1). Bu davanın ancak Devlete karşı açılabilmesinin amacı, zarar gören kişinin zararının eksiksiz olarak karşılanmasıdır. Bu dava, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil ve kararlarından dolayı ise yargılama Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır (HMK m. 47, f. 1)
Somut olayda hakimin verdiği kararın sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle verildiği iddia edilmiştir (HMK m. 46, f. 1-b). Dolayısıyla davalı (B), hakimin hukuki sorumluluğu yoluyla Devlet aleyhine bir tazminat davası açabilecektir. Kararı veren mahkemenin bir ilk derece mahkemesi olması nedeniyle bu dava, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde görülecektir.
II- METİN SORULARI
1) Usul işlemlerinin türleri nelerdir? Her birine üçer örnek vererek açıklama yapmadan sayınız. (10 puan)
Usul işlemleri temelde, taraf usul işlemleri ve mahkeme usul işlemleri olarak ikiye ayrılır. Taraf usul işlemleri de kendi içinde tek taraflı usul işlemleri ve iki taraflı usul işlemleri olarak ikiye ayrılır. Mahkeme usul işlemleri ise, yargılamanın iç işleyişini ilgilendiren işlemler, yargılamanın dış işleyişini ilgilendiren işlemler ve mahkemenin verdiği kararlar olarak üçe ayrılır.
- Tek taraflı taraf usul işlemlerine örnek olarak; davanın açılması, cevap dilekçesinin verilmesi ve delillerin mahkemeye bildirilmesi verilebilir.
- İki taraflı taraf usul işlemlerine örnek olarak; yetki sözleşmesi, delil sözleşmesi ve tahkim sözleşmesi verilebilir.
- Yargılamanın dış işleyişini ilgilendiren mahkeme usul işlemlerine örnek olarak; duruşma gün ve saatinin tespiti, dilekçelerin tebliği ve ilgili makamlarla yapılan yazışmalar verilebilir.
- Yargılamanın iç işleyişini ilgilendiren mahkeme usul işlemlerine örnek olarak; resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda dava malzemesinin toplanması, delillerin değerlendirilmesi ve keşif yapılması örnek olarak verilebilir.
- Mahkemenin verdiği kararlara örnek olarak ise, ara kararları, davanın kabulü ve davanın reddi kararları gibi nihai kararlar verilebilir.
2) Bir davanın yetkisiz ve görevsiz mahkemede görülmesine kim veya kimler tarafından, ne zamana kadar ve nasıl engel olunabilir? Çeşitli ihtimalleri göz önüne alarak kısaca açıklayınız. (15 puan)
Mahkemelerin görevli olması (HMK m. 114, f. 1-c) ve yetkinin kesin olduğu hallerde mahkemenin yetkili bulunması Kanun’da dava şartı olarak düzenlenmiştir (HMK m. 114, f. 1-ç). Dava şartlarının mevcut olup olmadığı davanın her aşamasında mahkeme tarafından resen araştırılır. Taraflar da davanın her aşamasında dava şartının eksik olduğunu ileri sürebilirler (HMK m. 115, f. 1), (HMK m. 19, f. 1). Dava şartının eksikliği halinde, dava usulden reddedilecektir (HMK m. 115, f. 2).
Dolayısıyla taraflar mahkemenin görevsiz olduğunu veya kesin yetkili mahkeme olmadığını davanın her aşamasında yani hükmün kesinleşmesine kadar ileri sürüp davanın yetkisiz ve görevsiz mahkemede görülmesine engel olabilir. Hakim de resen bu durumu araştırıp,  davayı usulden reddedebilir.
Yetkinin kesin olmadığı hallerde yetki itirazı, bir ilk itirazdır (HMK m. 116, f. 1-a). İlk itirazların cevap dilekçesinde yapılması gerekir. Aksi takdirde bu itiraz dinlenemeyecektir (HMK m. 117, f. 1), (HMK m. 19, f. 2). Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir (HMK m. 127, f. 1).
Dolayısıyla davalı, yetkinin kesin olmadığı hallerde, cevap süresinde yani dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta ya da süre uzatılmışsa bir defaya mahsus olarak verilen fazladan bir ay içerisinde yetki itirazında bulunarak, davanın yetkisiz mahkemede görülmesinin önüne geçebilir. Bu halde davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir (HMK m. 19, f. 4). Ayrıca, davalı, yetki ilk itirazında bulunurken, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa, yetkili olarak seçtiği mahkemeyi bildirmek zorundadır. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmayacaktır
(HMK m. 19, f. 2).
3) Yargılamaya hakim olan ilkelerden beşini açıklama yapmadan sayınız. (10 puan)
- Tasarruf ilkesi (HMK m. 24)
- Taraflarca getirilme ilkesi (HMK m. 25)
- Taleple bağlılık ilkesi (HMK m.26)
- Hukuki dinlenilme hakkı (HMK m. 27)
- Aleniyet ilkesi (HMK m. 28)
- Dürüst davranma ve doğruyu söyleme ilkesi (HMK m. 29)
- Usul ekonomisi ilkesi (HMK m. 30)
- Hakimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31)
- Yargılamanın sevk ve idaresi (HMK m. 32)
- Hakimin hukuku resen uygulaması (HMK m.33)
- Adil yargılanma hakkı
- Kendiliğinden harekete geçme ilkesi
- Kendiliğinden araştırma ilkesi
- Teksif ilkesi
- Doğrudanlık ilkesi
Not: Bu ilkelerden beşinin yazılması tam puan alınması için yeterlidir.



Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi