Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Hukuk Fakültesi
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
FSMVÜ | Medeni Yargılama Hukuku II - Final Cevap Anahtarı
Duyuru Arşivi
Medeni Yargılama Hukuku II - Final Cevap Anahtarı

I-Olay: 

1) a) A ve C’nin birlikte açmış oldukları maddi tazminat davasına karşı davalı B, hangi süre içinde cevap verebilir?

Maddi tazminat davası, asliye hukuk mahkemesinin görevine giren davalardandır. Dolayısıyla bu davada uygulanacak olan yargılama usulü yazılı yargılama usulüdür. Yazılı yargılama usulünde dava dilekçesini tebelluğ eden davalının, iki hafta içinde cevap dilekçesini mahkemeye sunması gerekir. Olayda da, B, A ve C’nin birlikte açtıkları tazminat davasına karşı, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevap vermelidir.

b) Davalı B, cevabında, kendisinden istenen tazminat miktarlarının HMK m.200’de öngörülen miktarı aştığını ve bu nedenle davacıların senet ibraz etmeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı B’nin bu savunması hakkında ne düşünüyorsunuz? Anlatınız.

HMK m. 200, f.1’de ispat sınırı olarak gösterilen parasal sınırı aşan (bugün için bu sınır 2.500.–TL’dir) hukuki işlemler ve senede karşı olan iddialar kural olarak yalnız senetle ispat edilebilir. Ancak bu kuralın bazı istisnaları vardır.

Olayımızda haksız fiilden kaynaklanan bir tazminat davası söz konusudur ve bu durum da senetle ispat kuralının istisnalarından birini oluşturur. Haksız fiil bir hukuki işlem değildir ve haksız fiilden doğan tazminat alacağı için senet alınması haksız fiile maruz kalan kişiden beklenemez. Bu nedenle, tazminat miktarlarının HMK m. 200, f.1’deki sınırı aşması, onun senetle ispat edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Dolayısıyla, davalı B’nin bu savunması doğru değildir.

 

c) Davalı B,  bir  önceki  soruda  (1.b şıkkında)  belirtilen  şekilde  değil  de,  kendisinden istenen tazminat miktarlarını ödemiş olduğunu  ileri  sürerek savunmada bulunursa, kim, neyi, nasıl ispat edecektir? Doktrindeki görüşleri ve Yargıtay kararlarını göz önüne alarak cevaplandırınız.

Türk Medeni Kanunu m. 6’ya göre, kanunda aksi bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. HMK da bu kuralı tekrarlayarak “ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde düzenlemiştir (m.190, f.1).

İspat yükü, kural olarak ilk önce davacı üzerindedir. Olayımızda da bir haksız fiil iddiası söz konusu olduğu için, haksız fiilin varlığını, kusuru, zararı ve fiil ile zarar arasındaki illiyet bağını ispat etmek davacıya düşer (Türk Borçlar Kanunu m. 50). Ancak soruda tasvir edilen durumda, davalı B tazminat miktarını ödemiş olduğunu ileri sürmüştür. Böylelikle B, tazminat borcu olduğunu kabul edip ikrarda bulunmuş ve buna bağlı olarak da yeni bir vakıa ortaya koymuştur. Burada B’nin ikrarı söz konusudur.

B’nin ikrarı bağlantılı bileşik ikrardır. Olayda B, tazminat borcu olduğunu kabul ederek ödediğini söylemektedir. Yani borcu kabul etmekle birlikte, ikrarının doğal bir sonucu olan yeni bir vakıayı ikrarına eklemiştir. Burada kimin, neyi ispat etmesi gerektiğini çözümleyebilmek için bağlantılı bileşik ikrarın bölünüp bölünemeyeceği konusunu irdelemek gerekir. Bu konu tartışmalıdır. Doktrinde çoğunluk, bölünemeyeceği görüşündedir. Yani davacı, davalının bu ikrarı karşısında tazminat miktarının davalı tarafından kendisine ödenmediğini ispat etmelidir. Buna karşılık Yargıtay, bağlantılı bileşik ikrarın bölünebileceği görüşündedir. Yargıtay’ın görüşüne göre, ispat yükü ikrarda bulunan davalının üzerinde kalmakta ve davalının tazminat miktarını ödediğini ispat etmesi gerekmektedir.

2) A,   C   ile  birlikte  açmış  olduğu tazminat davasını geri almayı düşünmektedir.

  1. A  hangi  şartla  davasını  geri alabilir?   Bu  konuda  davayı geri alma ile davadan feragat arasında bir fark var mıdır? Neden? Anlatınız.

Davacı A’nın davayı geri alabilmesi için, gerekli şart davalının rıza göstermesidir (HMK m. 123). Davalının rızasının açık olması gerekir, zımni olarak rıza gösterdiği kabul edilemez.

Davayı geri alma, davadan feragatten farklı bir kavramdır. Davayı geri almada, davacı hakkının özünden ve onu ileri sürme hakkından vazgeçmemekte, sadece davasını geri çekmekte,böylece ileride aynı davayı tekrar açma hakkını saklı tutmaktadır. Davadan feragatte ise, o hakkı dava yoluyla istemekten tamamen vazgeçmiş olur ve bir daha ileri süremez. İkinci olarak da yukarıda değinildiği gibi, aradaki en önemli fark davayı geri almanın davalının rızasına bağlı olmasıdır. Davadan feragatte böyle bir koşul aranmaz.

b) A’nın davasını geri alması için gerekli şart gerçekleştiği takdirde mahkeme nasıl bir karar verecektir? Bu kararın sonuçları nelerdir? Anlatınız.

A’nın davasını geri alması için gerekli şartı teşkil eden davalı B’nin rızası sağlandığı takdirde, mahkeme davanın esası hakkında karar vermez. Davanın davacı tarafından geri alındığını ve davalı tarafından da buna muvafakat edildiğini ve davanın bu nedenle son bulduğunu belirten bir karar verir. Bunun anlamı, davanın geri alınması sonucunda davanın hiç açılmamış sayılmasıdır.

Davanın açılmamış sayılması ile davanın açılmasıyla doğan sonuçlar geçmişe etkili olarak hiç doğmamış gibi ortadan kalkar. (Bu soruda sadece davacı A bakımından cevap beklenmekte olup, onunla ihtiyari dava arkadaşı olan C’nin davasının akıbetinin ne olacağı sorulmamaktadır).

3)  A’nın açtığı tazminat davası devam ederken, hakim, A’nın maruz kaldığı maddi zararın miktarının tespiti için bilirkişiye başvurmuş, bilirkişi de, raporunda, uğranılan zararın 17.500.-TL olduğu sonucuna varmıştır.

a)  Davalı B, yanlış olduğu gerekçesiyle bilirkişi raporuna itiraz etmek isterse, bu itirazını hangi süre içinde yapmalıdır? Anlatınız.

Taraflar, raporda eksik gördükleri veya belirsiz hususlar varsa bunların açıklattırılması ve düzeltilmesi için bilirkişi raporuna itiraz edebilirler. Bu itiraz, bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ edilmesinden itibaren iki hafta içinde yapılmalıdır (HMK m. 280).

  1. Davalı B’nin bilirkişi raporuna bir itirazı olmadığını beyan ettiğini kabul edelim.

aa) Bu durumda mahkeme, re’sen, davacı A lehine 17.500.-TL üzerinden karar verebilir mi? Neden?

Hakim, tarafların iddia ve savunmaları ile bağlıdır, bu nedenle talepten fazlasına kendiliğinden karar veremez (HMK m.26). Somut olayda da davacı A, dava dilekçesinde 12.500.-TL talep etmiştir. Hakim davacı A’nın dava dilekçesindeki talep sonucu ile bağlı olduğundan, ondan fazlasına re’sen karar veremez..

bb) Davacı A, bakiye  5.000.-TL’nin  bu  davada  hüküm altına alınmasını talep edebilir mi? Edemezse, neden? Edebilirse, nasıl? Anlatınız.

Davacı A başlangıçta 12.500.-TL talep etmiş, ancak dava sırasında bilirkişi, A’nın zararını 17.500.-TL olarak belirlemiştir. Burada A’nın, başlangıçtaki talep miktarı ile bilirkişinin belirlediği zarar arasındaki 5.000.-TL farkı, aynı davada talep etmesinin bir yolu olup olmadığı sorulmaktadır.

A’nın fazlalığı oluşturan 5.000.-TL’yi bu davada talep edebilmesi ancak onun 12.500.-TL olan dava konusunun miktarını arttırarak, talep sonucunu genişletmesi ile mümkün olur. Yani davacı A, fazlalığı oluşturan 5.000.-TL’yi talep edebilmek için iddiasını genişletmelidir. 

Talep sonucunun genişletilmesi ise, ancak davalının açık rızasıyla ya da davalı rıza göstermezse davanın ıslah edilmesi ile yapılabilir.

Davalı, dava konusunun artırılmasına açık olarak muvafakat ederse veya davacı davayı ıslah ederek talep sonucu arttırırsa, mahkeme davayı genişletilmiş olarak inceleyip karara bağlar.

4) Mahkeme A’nın maddi tazminat davasını 17.500.-TL üzerinden A lehine karara bağlamış, C’nin talebini ise ileri sürülen zararın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddetmiştir.

  1. Bu karara karşı kimler temyiz yoluna başvurabilir? Neden?

Temyiz yoluna ancak davanın tarafları başvurabilir. Maddi anlamda mecburi dava arkadaşları hükmü ancak birlikte temyiz edebilirler. Buna karşılık, ihtiyari dava arkadaşlarından her biri hükmü kendi başına temyiz edebilir.

Soruda, A’nın lehine karar verilmiş, C’nin tazminat talebi ise reddedilmiştir. Bu durumda kural olarak C temyiz yoluna başvurabilir. Çünkü temyiz kanun yoluna başvurabilmek için başvuran kişinin, temyiz yoluna başvurmada bir hukuki menfaatinin olması gerekir. Yani mahkemenin kararı aleyhine olan tarafın temyiz etmekte hukuki yararı ve dolayısıyla temyiz etme hakkı vardır.

Davası kabul edilen davacı A kural olarak temyiz yoluna başvuramaz çünkü lehine karar alındığı için hukuki menfaati yoktur.

Davalı B ise, davacı A’nın kabul edilen tazminat talebi yönünden hükmü temyiz edebilecektir. Zira bu karar B aleyhinedir ve B’nin temyiz etmekte hukuki menfaati mevcuttur. C bakımından ise,hukuki yararı olmadığı için, B hükmü temyiz edemeyecektir.

  1. Bu başvuru  hangi  süre  içinde  ve  nereye yapılmak gerekir? Temyiz talebi kanuni süre geçtikten sonra yapılırsa, ilk derece mahkemesi ne şekilde hareket etmek zorundadır? Çeşitli ihtimallere göre açıklayınız.

Temyiz süresi asliye hukuk mahkemesi kararlarına karşı onbeş gündür (HUMK m.432, f.1). Olayımızda da asliye hukuk mahkemesinin görevine giren bir tazminat davası söz konusudur. Bu nedenle temyiz başvurusu onbeş gün içinde kararı veren mahkemeye verilecek bir temyiz dilekçesi ile Yargıtay’a gönderilmek üzere yapılabilir.

Temyiz talebi kanuni süre geçtikten sonra yapılamaz. Eğer yapılırsa, temyiz incelemesine konu edilmek istenen hükmü veren mahkeme dosyayı Yargıtay’a hiç yollamadan bizzat, temyiz talebinin reddine karar verir. Ret kararını da, dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi için yatırılan parayı kullanarak kendiliğinden temyiz edene tebliğ eder. Mahkemenin kanuni süre bakımından verdiği ret kararı temyiz edene tebliğinden itibaren yedi gün içinde temyiz edilebilir. Gerekli giderler de yatırıldığı takdirde, dosya kararı veren mahkemece Yargıtay’a gönderilir.

  1. Davalı B’nin temyiz yoluna başvurma süresini kaçırmış olduğunu varsayalım. Onun buna rağmen temyiz yoluna başvurmasını sağlayacak bir hukuki imkan var mıdır? Varsa, nedir,  şartları nelerdir, nasıl ve hangi merci nezdinde kullanılır? Açıklayınız.

Davalı B’nin temyiz süresini kaçırdığı varsayımında, temyiz yoluna başvurmasını sağlayacak hukuki imkan, eski hale iade kurumudur (HMK m. 95 vd.).

Eski hale iade yolundan faydalanabilmek için belli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Öncelikle, süre elde olmayan sebeplerle kaçırılmış olmalıdır. Soruda davalı B’nin süreyi kaçırma sebebine yer verilmemiştir. İkinci olarak başka bir hukuki yola başvurma imkanı kalmamış olmalıdır. Örneğin, katılma yoluyla temyiz etme imkanı bulunan taraf eski hale getirme talebinde bulunamamalıdır. Üçüncü olarak da eski hale getirme talebi, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde yapılmalıdır.

Eski hale getirme, süresinde yapılamayan işlem hakkında hangi mahkemede inceleme yapılacak idiyse, o mahkemeye bir dilekçe ile yapılır (HMK m. 98, f.1). Olayımızda, başvurulacak merci temyize konu kararı veren mahkemedir. 

Ayrıca davalı B, eski hale getirme yoluna gitmeden önce yukarıda da bahsedildiği gibi, hükmü süresinde temyiz etmemiş olsa bile, temyiz dilekçesine cevap vermek suretiyle hükmü temyiz edebilir. Temyiz dilekçesi, hükmü veren mahkeme tarafından karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf on gün içinde temyiz dilekçesine cevap dilekçesi verir. Böylelikle temyiz yoluna başvurma süresini kaçırmış olsa da, hükmü katılma yoluyla temyiz etmiş olur (HUMK m. 433, f.2). Hatta temyiz hakkı bulunmayan taraf bile, diğer tarafın hükmü temyiz etmesi halinde, on gün içinde vereceği cevap dilekçesinde hükmü temyiz edebilir.

II- Metin Soruları:

1) İhtiyati tedbir ve delil tespiti talepleri görevli ve yetkili hangi mahkemeler nezdinde yapılabilir? Anlatınız.

İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce veya sonra istenebilir. Dava açılmadan önce ihtiyati tedbir, esas dava hakkında yetkili ve görevli olan mahkemeden istenir. Dava açıldıktan sonra ise ihtiyati tedbirin talep edileceği yer davaya bakmakta olan mahkemedir (HMK m.390, f.1).

Delil tespiti ise, eğer esas hakkında dava açılmamışsa, esas davaya bakacak olan mahkemeden veya üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak olan şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh hukuk mahkemesinden istenir (HMK m.401, f.1). Dava açıldıktan sonra delil tespiti için yetkili ve görevli mahkeme, yalnız davaya bakan mahkemedir (HMK m.401, f.4). 

2)  Bir işin çekişmesiz yargı işi olup olmadığını belirlemede kullanılan kriterleri açıklayınız.

Bir işin çekişmesiz yargı işi sayılabilmesi için, üç temel kriterden birinin veya birkaçının varlığı gerekir:

a) İlgililer arasında uyuşmazlığın bulunmaması;

Çekişmeli yargının, bir ihtilaf (çekişme), uyuşmazlık, iddia ve karşı iddia hakkında karar verilmesi talebi ile açılan davalarla meşgul olmasına karşın; çekişmesiz yargıya tabi işlerde ilgililer arasında kural olarak bir ihtilaf (çekişme, uyuşmazlık) yoktur. Çekişmeli yargıda bir tarafta davacı, diğer tarafta da davalı yer almaktadır. Buna karşılık çekişmesiz yargıda taraf bulunmamaktadır, ilgili (alakadar) vardır. Demek ki, bir işin çekişmeli yargı işi mi, yoksa çekişmesiz yargı işi mi olduğunu belirlemede kullanılabilecek birinci ölçüt, uyuşmazlık yokluğu ölçütüdür.

b) İlgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkın olmaması;

Çekişmesiz yargıyı çekişmesiz yargıdan ikinci kıstas, sübjektif hak yokluğu kıstasıdır. Buna göre, çekişmeli yargının konusunu tarafların sübjektif hakları teşkil eder; çekişmesiz yargıda ise ilgililerin verilecek karara esas teşkil edecek bir sübjektif hakları yoktur. Örneğin, vasinin azlinde (TMK m. 483) velayetin kaldırılmasında, talepte bulunanın, vasinin azlini veya velinin görevden alınmasını istemekte bir sübjektif hakkı yoktur. Buna karşılık çekişmeli yargıda davacının talep ettiği, korunmasını istediği sübjektif bir hakkı vardır.

c) Hakimin re’sen harekete geçtiği bir halin varlığı (HMK m.382, f.1):

Çekişmeli yargıda, mahkemenin re’sen davaya başlaması imkansızdır; yani çekişmeli yargıda yargılamaya başlama, onu ilk harekete geçirme, davacı olarak adlandırılan tarafın talebiyle olur, ki bu da çekişmeli yargı sahasında hakim olan tasarruf ilkesinin doğal bir sonucudur. Şu halde, mahkemenin re’sen harekete geçtiği bütün işler çekişmesiz yargıdan sayılır (vasinin azli ve velayetin kaldırılmasında olduğu gibi). 




Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi