Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Hukuk Fakültesi
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
FSMVÜ | Türk Anayasa Hukuku - Bütünleme Sınavı Cevap Anahtarı
Duyuru Arşivi
Türk Anayasa Hukuku - Bütünleme Sınavı Cevap Anahtarı

SORULAR

1- 1924 Anayasasının “çoğulcu” değil “çoğunlukçu demokrasi” anlayışına sahip olduğu genel olarak kabul edilir. Hangi gerekçelere istinaden bu kanaate ulaşıldığını yazınız.

2- 1982 Anayasası 13. Maddeye göre “Temel hak ve hürriyetler …kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar  …ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Maddede zikredilen “ölçülülük ilkesini ayrıntılı bir şekilde açıklayınız.

3- Anayasa ve Siyasi Partiler Kanununa göre kimler siyasi partilere üye olamaz. Yazınız.

4- 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu 36. Maddesine göre siyasi partilerin seçime katılabilmesi iki yolla mümkündür. Kanunun düzenlediği alternatif iki şartı açıklayınız.

5- Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasının sonuçları nelerdir?

6- Olağanüstü toplantı nedir? TBMM’yi kimler olağanüstü toplantıya çağırabilir.   

7- 1982 Anayasası 13. Maddeye göre “temel hak ve özgürlükler özlerine

dokunulmaksızın sınırlanabilir.” Kemal Gözler’e göre “hakkın özü” kavramı temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında kullanılabilecek işlevsel bir kavram değildir.

Gerek doktrin gerekse Anayasa Mahkemesi bu  kavramı nasıl tanımlamıştır?

8-  1924 - 1961 - 1982 Anayasa’larının egemenliğe ilişkin maddelerini yazınız. Değişiklikleri açıklayıp yorumlayınız.

CEVAP ANAHTARI

1- 1924 Anayasası “çoğulcu” değil “çoğunlukçu demokrasi” anlayışına sahiptir. Çoğunlukçu demokrasi anlayışına göre çoğunluğun yönetme hakkı mutlaktır, bu hak, azınlık hakları vb. gerekçelerle sınırlandırılmaz. Anayasanın çoğunlukçu demokrasi anlayışını benimsemesini “Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir.” (m.3) ve “TBMM, milletin tek ve gerçek temsilcisi olup millet namına hâkimiyet hakkını kullanır.” (m.4) diyen hükümlerinden anlıyoruz. Bu hükümler doğrultusunda Meclisin iradesinin sınırsız olduğunu, Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran parti veya grubun istediğini yapmakta serbest olduğunu söyleyebiliriz. Anayasada  düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin yargısal güvenceye bağlanmaması, bir Anayasa Mahkemesinin kurulmamış olması ve son olarak da yargı bağımsızlığını tam olarak sağlayacak hükümlere yer verilmemiş olması da çoğunlukçu demokrasi anlayışının benimsendiğini gösteren işaretlerdir.

2- Bir temel hak ve özgürlüğün ölçülülük ilkesine uygun olarak kanunla sınırlanabilmesi için başvurulan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye elverişli, gerekli ve orantılı olması şarttır.

a) Elverişli Olmak: Sınırlama amacını gerçekleştirmek için başvurulan tedbirin sonuca bir katkıda bulunması gerekir. Daha başlangıçta başvurulan tedbir amacın gerçekleşmesine bir katkıda bulunmayacağı anlaşılıyorsa düzenleme elverişli  olmayacağı için ölçülülük ilkesine de aykırı olacaktır. Kapalı alanlarda sigara içmenin yasaklanması sağlığın korunması amacına katkıda bulunduğu için elverişli olduğu söylenebilir. Açık havada sigara içmenin yasaklanması ise amaca bir katkı sunmayacağı için elverişli olmayacaktır. 

b) Gerekli Olmak: Sınırlama amacını gerçekleştirmek için en yumuşak aracın bir diğer deyişle temel hak ve hürriyeti en az sınırlayan tedbirin seçilmesi gerekir. İstenen amacı gerçekleştirmeye uygun aynı derecede etkili bir çok tedbir varsa bunlardan en yumuşak olanı, temel hak ve özgürlükleri en az sınırlayanı tercih edilmelidir. Köpeklerin insanları ısırmasını engellemek için onların sokağa çıkarılmasını yasaklamak yerine tasma ile bağlı olarak gezdirilmeleri ya da burunluk takma zorunluluğu getirilmesi gereklilik ilkesine uygundur.

c) Oranlılık: Ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan tedbir arasında ölçüsüz bir oran bulunmamalıdır. Tedbirin orantılı olması özellikle ceza ve disiplin hukukunda önem taşır. AYM hizmet içi eğitime katılmayan personelin meslekten uzaklaştırılması düzenlemesini oransız bir ceza olması nedeniyle ölçülülük ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir.

3- Anayasanın siyasal hakları münhasıran Türk vatandaşlarına tanıması nedeniyle yabancılar siyasi partilere üye olamazlar. 1982 AY. 68/I gereği: “Hakimler ve savcılar, Sayıştay dahil yüksek yargı organı mensupları, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları iş bakımından işçi sayılmayan diğer kamu görevlileri, silahlı kuvvetler mensupları, yüksek öğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar. Aynı maddenin altı ve yedinci fıkraları gereği yüksek öğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanları ve öğrencileri siyasi partilere üye olmaları mümkündür.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu 11. Maddesine göre: “Kamu hizmetlerinden yasaklılar, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, dolanlı iflas, gibi yüz kızartıcı suçlardan mahkum olanlar, aldıkları ceza miktarı ne olursa olsun  siyasi partilere üye olamazlar. Keza herhangi bir suçtan dolayı ağır hapis veya taksirli suçlar hariç beş yıl hapis ya da daha fazla hapis cezası alanlar ile terör suçlarından mahkûm olanlar siyasi partilere üye olamazlar.

4- 2820 sayılı Siyasi Partiler kanununa göre siyasi partiler iki şekilde seçimlere katılabilir:

a) Siyasi partiler illerin en az yarısında, oy verme gününden en az 6 ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olmaları şartıyla seçimlere katılabilir. Aynı maddeye göre bir “ilde teşkilatlanma” merkez ilçe dâhil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir.

 b) Veya siyasi partinin TBMM’de Meclis Grubunun bulunması lazımdır. Görüldüğü gibi Mecliste grubu olan parti, illerin en az yarısında teşkilatlanma şartını yerine getirmeden seçimlere girme hakkına sahiptir. Bu iki şarttan birini yerine getirmeyen siyasi partilerin seçimlerde aday göstermesi mümkün değildir.

5- Bir milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılması, milletvekilliği sıfatını sona erdirmez. Bu nedenle yasama dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili yasama faaliyetlerine katılabilir. Örneğin kanun teklifinde bulunabilir, genel kurulda oy kullanabilir. Ancak yargılama sonucunda milletvekili seçilme yeterliliğine engel bir suçtan mahkûm olursa milletvekilliğinin kesin hüküm nedeniyle  düşmesi söz konusu olacaktır.

Dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili, dokunulmazlığın kaldırılmasına sebep olan suç isnadıyla ilgili olarak cezai takibat bakımından sıradan vatandaşlar gibidir. Yani suç iddiası nedeniyle milletvekili yakalanabilir, sorguya çekilebilir, tutuklanabilir ve yargılanabilir. Ancak milletvekilinin dokunulmazlığı sadece yasama dokunulmazlığı kaldırılma kararında belirtilen fiiller için kalkmıştır. Buda dokunulmazlık kararında belirtilmeyen bir fiilden dolayı milletvekilinin yakalanamayacağı,  sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı, sorguya çekilemeyeceği ve yargılanamayacağı anlamına gelir.

Yasama dokunulmazlığı kaldırılan –ama henüz milletvekili seçilmeye engel nitelikte bir suçtan kesin hükümle mahkûm olmayan- bir milletvekili seçimlere katılabilir. Böyle bir milletvekilinin tekrar milletvekili seçilmesi durumunda o milletvekili tekrar yasama dokunulmazlığından yararlanır. Bu durum anayasanın 83. Maddesinde düzenlenmiştir: “Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma Meclisin yeniden dokunulmazlığı kaldırmasına bağlıdır.” Dolayısıyla bu milletvekilinin yargılanmasına devam edilmesi yasama dokunulmazlığının tekrar kaldırılmasına bağlıdır.

6- TBMM’nin “ara verme” veya “tatil” sırasında toplanmasına “olağanüstü” toplantı denir. Olağanüstü toplantı, doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun talebi üstüne Cumhurbaşkanınca yapılır. (1982AY. M.93) Keza Meclis Başkanı da doğrudan doğruya ya da meclis üyelerinin beşte birinin yazılı talebi üzerine Meclisi olağanüstü toplantıya çağırır. Bakanlar Kurulunun ya da Meclis Üye tamsayısının beşte birinin talebi varsa Cumhurbaşkanı veya Meclis Başkanı, Meclisi toplantıya çağırmak zorundadır.  Anayasa ve içtüzükte kullanılan kelimeler bu hususta Cumhurbaşkanına, Meclis Başkanına takdir hakkı bırakmış değildir. Çünkü üyelerin ya da bakanlar kurulunun talebi üzerine Meclisin toplantıya çağrılması “bağlı yetkidir.”

Olağanüstü toplantı, toplantı yetersayısının olup olmadığı konusunda yoklama yapılmasıyla başlar. Yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı yoksa toplantı çağrısı düşer. Toplantı yeter sayısı varsa toplantı konusu görüşülür. Gerekli işlemler tamamlanınca TBMM çalışmalara devam kararı vermez ise tatile veya ara vermeye devam eder. (İçtüzük madde 7/son)

7- Kemal Gözler’e göre “hakkın özü” kavramı son derece belirsizdir. Bir hakkın özünün nerede başlayıp nerede bittiği objektif olarak belirlenemez. Üstelik yaşam hakkı, haberleşmenin gizliliği gibi birtakım haklarda hakkın dokunulmayacak özü yoktur. Kişinin ölüm cezasıyla yaşamına son verildiğinde ya da mektupları açınıp okunduğunda artık geride korunacak bir öz kalmamakta zira o hak bütünüyle ortadan kalkmaktadır.

Doktrin ise hakkın özünü, “Bir hak veya hürriyetin özü, onun vazgeçilmez unsuru, dokunulduğu takdirde söz konusu hürriyeti anlamsız kılacak olan asli çekirdeğidir” şeklinde tanımlamıştır. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi de 1961 Anayasası döneminde verdiği kararlarla bu kavramı “Bir hak veya hürriyetin gayesine uygun şekilde kullanılmasını son derece zorlaştıran veya onu kullanılmaz duruma düşüren kayıtların” o hak ve hürriyetin özüne dokunduğuna karar vermiştir.

8- Egemenliğe ilişkin anayasal hükümler aşağıdaki gibidir.

1924 Anayasası m. 3: “Hakimiyet bila kayd-ü şart Milletindir.”

1924 Anayasası m. 4: “Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin yegâne ve hakiki mümessili olup Millet namına hakk-ı hakimiyeti istimal eder.”

1961 Anayasası m. 4: “ Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir. Millet egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır.”

1982 Anayasası m. 6. “ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır.”

1924 Anayasası, dördüncü maddesi ile millet adına egemenlik hakkını kullanma yetkisini münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiştir. Bu düzenleme isabetlidir. Çünkü Yürütme ve Yargı yetkileri bir egemenlik yetkisi değildir.

1961 Anayasası dördüncü maddeye “Millet egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır.” Fıkrasını ekleyerek 1924 Anayasasından ciddi sapma göstermiştir. Artık “egemenliğin” kullanıcısı sadece TBMM değil yetkili organlardır. Yetkili organlara 1961 Anayasası TBMM yanında mahkemeleri de eklemiştir. (m.7) 1982 Anayasası, egemenliği kullanmaya yetkili organlara mahkemeler dışında yürütme organını da eklemiştir. (m.8)

Egemenlik yetkisini kullanan organlar arasına 1961 Anayasası ile Yargı organının, 1982 Anayasası ile de Yürütmenin dâhil edilmesi hukuken yanlıştır. 1924 Anayasası ile Padişahtan alınan saltanat yetkileri 1961 anayasası ile yargı üzerinden bürokratlara devredilmiştir. Özellikle anayasa mahkemesinin Meclisin yasama yetkilerini sınırlayan kararları, milletin temsilcisi olan Meclisin, bürokrasinin temsilcisi olan Anayasa Mahkemesi yoluyla hizaya sokulmasına yol açmıştır. Hiçbir demokratik meşruiyeti olmayan yargı bürokrasinin egemenliğe ortak olması anti demokratiktir ve millet egemenliği düşüncesiyle bağdaşmaz.




Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi